Resimde ironiyi seviyorum, hepsi bu…

Resimde ironiyi seviyorum, hepsi bu…

Kemankaşlı’nın resimlerinde, tam kendimizi, çok renkli bir rüya aleminin içinde hissederken, birden; kendi kendimize, gerçek hayatta mıydık ? yoksa sürreal bir dünyada mıyız ? diyebiliyoruz. “Resimlerimin masal’ı çağrıştırdığı doğrudur. Çünkü masallarda ironiktir. Matematiksel kompozisyonu kurup, bu ironiyi oluştururken, mutlaka bir hikaye oluşmaktadır. Ancak anlam bakımından, kullandığım nesneler, biçimler ve figürler yaşamın içindedirler, aynı zamanda yaşamdan uzak, tek başlarına yaşama dahil olmaya çalışmaktadırlar” diyen Nihat Kemankaşlı ile 17.09.2021 – 16.10.2021 tarihleri arasında Galeri Siyah Beyaz’da gerçekleşen “I’M NİHAT KEMANKAŞLI isimli sergisini ve sanat hayatını konuştuk.

  • Tane DOĞAN

Sizinle daha önceden çalışma fırsatı bulmuş biri olarak işinizde ne kadar disiplinli olduğunuzu ve tüm gününüzü hatta sanatınızı icra edeceğiniz zamanları bile önceden programladığınızı biliyorum. O yüzden şahsi bir merakımla başlayacağım sorulara: Yaşanan pandemi süreci bu sizin çok etkileyici bulduğum disiplinli çalışma düzeninizi sekteye uğrattı mı ya da yaratım sürecinizi olumlu ya da olumsuz yönde etkiledi mi?

Sanatın merkezinde olan bir kavramdır disiplin. Olmazsa olmaz. Dışarıdan bakıldığında sanat ile uğraşan, icra eden insanların eğlenceli bir uğraş içinde oldukları düşünülse de gerçek böyle değildir. Sanat ile uğraşmak çok ciddi anlamda disiplin gerektirir. Bu yaptığınız işe karşı olana saygıdan da kaynaklanmaktadır. Pandemi dönemi elbette ev ve atölyeye kapandığımız, aslında mecburen hapsolduğumuz çok zorlu bir dönemdi. Tahmin ediyorum ki birçok sanatçı da olduğu gibi benim de üretkenliğimin arttığı bir zaman dilimiydi diyebilirim. Bu sergi öncesi tüm iş’leri tekrar ele aldığım; zaman kısıtlamasının olmadığı verimli bir süreçti.

Primitif denilebilecek geometrilerle başlayan sanat serüveninizin şu anda dünyanın tüm parlak renklerini ve gündelik eşyalarını kanatlarınızın altına aldığına şahit oluyoruz. Eserleriniz retrospektif olarak değerlendirildiğinde Hacettepe Üniversitesi’ndeki öğrencilik yıllarınızdan başlayarak günümüze kadarki sanat yolculuğunuzu dönemlere ayırabilmek ya da kırılma noktalarını ne olduğunu anlayabilmek mümkün mü?

 

Bu soruya, öğrencilik yıllarımdan kalan bir anımı anlatarak başlamak isterim. GSF Resim Bölümü öğrenciliğimin ilk yıllarından itibaren renk benim için vaz geçilmezdi. O yıllarda boya ve malzeme almakta zorlandığımdan, kâğıt üzerine yaptığım resimleri fon kartonlarına yapardım. Çünkü tüm yüzeyi boyamaya gerek yoktu ve böylece boyadan tasarruf ederdim. O dönemde fon kartonlarını Ankara Tandoğan da ki küçük, gariban bir kırtasiyeden alırdım. Artık ne kadar çok fon kartonu aldıysam bir gün kırtasiyeci bana: İtiraf da bulunacağım, sayende fon kartonu satışından çok iyi para kazandım teşekkür ederim dedi. O boyalı düz yüzey kartonlar benim renkli resim anlayışımın temelini oluşturdular.
İlk yıllar evet daha primitif ve daha minimal nesne- biçim anlayışında resimler yaptım. Sanırım bu 2010 yıllarına kadar devam etti. 2010 yılında Berlinart Projects’de gerçekleştirdiğim solo sergimin hazırlıklarında resimlerime figür- nesne ilişkisi mekânsal sorgulamayla dahil oldular. Çözümlemelerim yüzey resminden yavaş yavaş uzaklaşıp, mekânsal kompozisyonlara doğru yöneldi. Daha sonraki yıllar da kompozisyona kattığım biçim ve şekillerin içine peyzajlar, natürmortlar, stilize edilmiş doğa çağrışımlarının girdiğine tanık oldum ve olmaktayım. Bu doğrultuda sanatçı olarak, kendi işlerimde, varsa değişimi, keskin dönemlere ayırmayı pek doğru bulmuyorum. Bu işi belki bir gün sanat tarihçiler yaparlar.

Eserlerinizde bazen perspektifleriyle bazen ise formlarıyla hamur gibi oynadığınız balkon, yatak odası, mahalle gibi mekanlar bulunmakta; bu mekanlar kimi zaman 1/1 ölçekleriyle gerçeğe çok yakın bir halde karşımızdayken kimi zaman ise farklı yönlere vuran gölgeleriyle gerçeklikten bizi uzaklaştırmaktalar. Tam kendimizi, çok renkli bir rüya aleminin içinde hissederken, birden; kendi kendimize, gerçek hayatta mıydık ? yoksa sürreal bir dünyada mıyız ? diyebiliyoruz. Yarattığınız bu çok renkli hikâyeyi siz nasıl tanımlarsınız? Sürreal bir dünyada mıyız yoksa hala gerçek hayatta mı?

Bu sorunuza kısa ve öz cevap vermek istiyorum. Resimde ironiyi seviyorum; hepsi bu. Resimlerim de kurguladığım hikayeler üzerine açıkçası konuşabileceğim bir şey yok; matematiksel bir kurgu içinde oluşan bu tarz resimlerde, soyutlamalarda, ki özellikle soyutlama diyorum soyut değiller, gündelik hayattan nesne ve biçimleri çok net gördüğümüzden, anlatılmak istenilen yaşamsal kaygı, resme bakanın gözünde anlam kazanmalıdır. Ne anlatıyorsun sorusuna cevabım: Hiçbir şeydir. Sürreal bir dünyada mıyız yoksa hala gerçek hayatta mı? Sanırım gerçek hayatın içinde, sürreal bir dünya hayal ediyorum.

Yıllar önce bana anlattığınız bir hikâyede öğrencilik yıllarınızdaki bir yıl sonu değerlendirme sınavından bahsetmiştiniz. Çok resim yaptığınızı hocanızın ise bunlardan sadece bir tanesini onlar için yapıldığını geri kalan hepsini kendiniz için yaptığınız söylemişti size. Anlattığınız bu hikâyeden yola çıkarak bir şey sormak istiyorum; o günden bu yana eminim yüzlerce eser ürettiniz onlarca sergi açtınız. O zamanlar böyle bir coşku ve üretkenlikle bu yola çıkmanın size geri dönüşü nasıl oldu ya da mükafatı neydi?
Galiba 3. yıl sonu sınavıydı. Çok değerli hocam, Prof. Veysel Günay, asistanları ile birlikte atölyemizde iş’lerimizi değerlendiriyordu. O yıl hem okul atölyesinde hem de evimde o kadar çok büyük boyutlu resim yapmışım ki, resimleri ev den nakliye tutarak getirmek zorunda kalmıştım. Bilindiği üzere atölye hocaları, okul atölyelerinde canlı model’den boya ya da mekânsal boyamaları öğrencilerden ister; önce bu tarz gerçekçi iş’leri yapın sonra kendi tarzınızı bulursunuz diye serzenişte bulunurlardı. İlk yılımdan itibaren benim çok iş ürettiğimi gören Veysel hocamız bana: sen ne istersen onu yap, seni serbest bırakıyorum demişti. Bu benim önümü açan, kısıtlamayı kaldıran ve özgür bırakan en önemli bir güçtü. Elbet modelden boya çalışmalarını evimde yapıyordum ve o yıl özellikle küçük ebatlı 30 x 40 cm 3 adet canlı modelden gerçekçi yapılmış tuvali duvara astım. Veysel hocamız benim işlerim üzerine “yine herkesten çok çalışmışsın, aferin” dedikten sonra kendisine “hocam hemen arkanızda ki duvarda ki 3 resim de benim” dedim. Asistanları ile resimlere dönen Veysel hocamız tamam der gibi kafasını salladı. Ancak asistanlarından biri Veysel hocaya: Eleştirel bir söylem ile “Hocam bu 3 resim ile diğer resimler birbirinden çok ayrı tarz” dedi. Veysel hoca asistanına dönüp: “Sen herhâlde Nihat’ı tanımıyorsun, bu 3 realist resmi bizim için yapmış, diğerlerini de kendisi için” deyip, teşekkür etti. Yıllar sonra Veysel hocamız ile bu anımı paylaştığımda çok mutlu olmuş, bunu mutlaka yazılı olarak anlat demişti. Hayatımda önümü açan iki insandan biri babam, resim bölümüne girmem ve eğitimim için maddi manevi fazlasıyla destekleyen, ikincisi de çok değerli sanatçı kişiliği yanında, çok iyi bir sanat eğitimcisi olan, üniversitede geçirdiğim yıllar boyunca bana özgürlük alanımı sonsuz açan ve hep bana güvenen Prof. Veysel Günay’dır.
Elbet bu üretkenlik, birazda anarşist duruş, sonra ki yıllarda başarılı ve etkili sergiler açmamı sağlamıştır diye düşünmekteyim.

Evet sanatınızı ironik olarak değerlendiren sanat eleştirmenleri var. Aslında bu kadar net ve yalın bir anlatımın içinde bu ironiyi yapabilmek çok da basit olmasa gerek. Çünkü vurguyu bazen tek bir karyola, tek bir sandalye veya tek bir uçak resmederek yapabiliyorsunuz. Bu ironiyi yaratmadan önce Nihat Kemankaşlı’nın düşündüğü veya tasarladığı bir hikâye oluyor mu? Bunu sormamın sebebi sizin eserlerinizin bana hep bir masalı çağrıştırıyor olması. Nedense böyle bir hayalim var. Sizin eserlerinizin masal haline geldiği bir kitap.

Aslında çok doğru bir saptama yapmışsınız, resimlerimin masal’ı çağrıştırdığı doğrudur. Çünkü masallarda ironiktir. Matematiksel kompozisyonu kurup, bu ironiyi oluştururken, mutlaka bir hikaye oluşmaktadır. Ancak anlam bakımından, kullandığım nesneler, biçimler ve figürler yaşamın içindedirler, aynı zamanda yaşamdan uzak tek başlarına yaşama dahil olmaya çalışmaktadırlar. Sonuçta bu durum, mutlaka bir hikaye ile sonuçlanır. Ama her zaman söylediğim gibi hiç zaman bir hikaye oluşturma çabasında olmadım. Her zaman, yaşamın ve yaşamsal birikimlerin, güncel izlerinin gözlemlenmesini istedim. Yaşam alanım içinde kaybolup gitmeyen, yaşama dair her oluşum, soyut değil; soyutlama ile kendini göstermeli resimlerimde. Bu yaklaşım, ironiyi yaratmadan önce, bir hikaye etrafında mutlaka şekilleniyordur. Kim bilir, belki de resimlerimin isimlerinde saklıdır nasıl bir hikaye bu…

Bir röportajınızda “Teknik hiç önemsemediğim bir olgu” demişsiniz. Hatta ekleyerek güçlü teknikten kaçtığınızı belirtmişsiniz. Sizce teknik güçlendikçe anlam azalıyor mu?

 

Kesinlikle teknik hiç önemsemediğim bir olgu. Resimlerime dikkatli, hatta yakından bakıldığında boyamalarımın son derece düzensiz ve altlarında ilk taslak çizgilerin bile hala duruyor olduğu görülür. Güçlü teknikten uzak ‘zayıf teknik’ boyamalarımın sebebi, ya da dediğim gibi hiç üzerinde durmuyor olmam, içimdeki resim yapma enerjisine hakim olamadığım çocuğun dışavurumu sadece…Elbet bu şekilde düşünüp, davranırken, teknik anlamda yapılmış işleri yadsımıyorum. Teknik güçlendikçe anlam azalıyor mu ? sorunuza gelince, anlam elbet azalmaz ama, teknik ile beraber ne kadar çok yetenek devreye girerse çocuk naifliğinizde o kadar sizden uzaklaşır. Bu sorunuzun cevabını, Prof. Zafer Gençaydın hocamızın öğrencilik yıllarımızda bize söylediği bir söz ile bitireyim. “SANAT, yetenek işi değil, AKIL işidir.”

Biraz da yeni serginiz I’M NİHAT KEMANKAŞLI’dan bahsetmenizi çok isterim.  İddialı bir isme sahip olan serginiz 17 Eylül 2021’de Ankara Galeri Siyah Beyaz’da açılacak. Serginizde takipçilerinizi neler bekliyor?

Bu sergimde, yaklaşık 5 yıldır üzerlerinde çalıştığım büyük ve küçük ebatlı 21 adet resmim sergilenecek. Bunların içinde, Türkiye de hiç sergilenmemiş 2010 yılında Berlin’de sergilediğim benim için çok özel, sadece 4 adet yaptığım “playboy” isimli resimlerimde görülebilecek. Sergimin ismini I’M NİHAT KEMANKAŞLI koymamın açıkçası özel bir nedeni yok. Sergi atmosferinde biraz ego, biraz özgüven hissi, iyi olur diye düşündüm. Şaka bir yana; bu yaşıma kadar cesaret edip, bazı egosu yüksek sanatçılar gibi, konuşurlarken, isimlerinin önüne koydukları BEN’İ sergimin adına vererek, resimlerimdeki ironik yaklaşım ile bütünleştirmek istedim.