Nihat Kemankaşlı – “The Background” İstanbul Art News 2014

“The Background”

Dilek Karaaziz Şener

dsener@hacettepe.edu.tr

Nihat Kemankaşlı’nın “The Background” adlı yeni sergisi Ankara Siyah/Beyaz Sanat Galerisi’nde, 19 Aralık günü açılıyor. Sergi, bugüne kadar alıştığımız “pentür kimliğine” bir yeniliği ekliyor: Heykeller. Bu yeni serüven sanatçı için “form/beden”, yontma veya ekleyerek varetme işi olarak yorumlanabilir. Görünen şu ki, Kemankaşlı, sert bir malzemeyi (metal) yüzeylerindeki figürlerine, arka planda eşlik eden elemanlar arasından seçtikleriyle modelleyip, şekillendirmiştir.  Diyebiliriz ki, tuvalde devleşen boyutlarıyla, izleyiciye, devamlı sorgulayan bakışlarla karşılayan figürlerin arka planındaki elmanlar üç boyutlu halleriyle daha da görünür hale gelmiş. Figür ve nesneler mekana taşma eyleminde sanatçının yaşamı daha da görünür kılma isteminin bulunduğunu belirtmeliyim. Resimlerde yaşamdan bilinçli seçilen her bir nesne, artık varoluş serüvenini, heykellerle birlikte yeni bir boyuta geçiriyor. İşte bu noktada, sanatçının resim ve heykelleri için bir okuma yordamı geliştirmek için daha yakından bakmak gerekiyor serginin alt satırlarına… Bakışın odağına heykelleri koyduğumuzda, pentürden fırlayan formlar olmanın dışında belli bir anlama meyil veren halleriyle yakınlaşıyoruz sergiye.

Öncelikle, metal üzeri boyama heykeller, 2000 yılından beri hep pentür ringinde saf tutan sanatçıya “neden heykel?” soru, apaçık, izleyici tarafından soruluyor. Şöyle düşünelim: eğer izleyici olarak bir ressam kimliğinde olsaydınız ve sorununuz “yaşamın ve yaşamsal birikimlerin izlerinin gözlemlenmesi”ni istemek gibi, ciddi bir gaileyi, resminizin temeline yerleştirseydi,cevabınız, tıpkı Kemankaşlı’nın dediği gibi; “neden olmasın?!” olacaktı. Bundan eminim!  Evet, neden heykel olmasın?!

Nesne ve varlıkların yaşamımızdaki yerinin üzerine yoğunlaşmak sonuçta arka plandan çekilip daha görünür hale gelmelerini sağlar. Nesneler büyüdükçe yaşamın içindeki anlamı görünür hale gelir. Kemankaşlı için, “görünürlük” kavramında önemli bir anlam mevcuttur.  Kalabalıklardan arınmış kendi kimliğiyle ortada salınıp izleyicinin gözüne gözüne “ben buradayım!” diyebilen ve her bir formuyla kendini yeniden var eden heykel ve resimleri, bir arada, aynı mekânda buluşturma cesaretiyle karşımıza çıkıyor. Nesne ve varlıkların yaşamımızdaki yerinin önemi üzerine yoğunlaşıyor. Figür ve nesneler kalabalıktan uzak ve mümkün olduğu kadar net ve yalın olmalıydı. Yaşam alanı içinde kaybolup gitmeyen, yaşama dair her oluşum, soyut değildir. Onun anlatımıyla, soyutlama ile kendini gösterdi. Tuvalde, ifade edilen her şey, yalıtılmış bir biçimde yer aldı. Şunu açıkça biliyoruz ki: “Teknik”  hiç önemsemediği bir olgu… Her defasında da “güçlü teknik”den uzak, “zayıf teknik” boyamaları tercihiyle karşımıza çıktı, sanatçı.  Nedeni ise, içindeki, resim yapma enerjisine söz geçiremediği, çocuğun dışa vurumuydu…

“Estetik referanslar”a gerek var mı? Böylesi bir yaklaşım yazının seyrinde kolaycı bir yönelme olur. Ancak, bazı ipuçları aramak gerekir. Çünkü Kemankaşlı’nın resimlerinde hep üzerinde durduğu açık-seçik referansların onun kendi dilini var etmeye çalıştığı edebi söylemiyle örtüşür. Biçime ve duyguya karşılık net tavır: kendi kimliğiyle sözünü sakınmadan söyleyen pentür! Renk dışında -ki oldukça vurucu ve de geniş yüzeyler halinde kompozisyona dâhil olur- her türlü detay ve karmaşıklıktan uzak, sadeliğin ön plana çıktığı, savunulduğu yüzeyler yaratır. Aynı durum heykeller için de geçerlidir. Nesnenin sadece nesne olma özelliğine dikkat çekilir. Renkle bu anlayışın temeline yerleşen “farkındalık” durumu belirginleşir. Metalden işlenen geometrik unsurlar belli bir formu oluşturmak için kompoze edilir. Böylece tıpkı resimlerinde olduğu gibi, yalınlığın söz konusu olduğu, rengin de bu tavır içinde belirleyici ve vurucu hallerinin benimsendiği estetik biçim kavramını geliştirmiştir.  Kısaca ne hikâye ne de dolaylı, karmaşık, çetrefil ve tüm bunlarla iyice birbirine dolanan anlatım biçiminden uzak “minimal” bir anlayışın şeffaf duruşları sergilenir.

Görülüyor ki, sanatçı, metal üzeri boyamalarında da yıllardır resimlerinde izlediği yoldan sapmıyor.  Aradaki fark ise, bu sefer nesneleri direkt yaşam alanımıza yerleştirmek, görünür kılmak, mekânda daha doğrusu farklı bir cephede sanata ve yaşama dair soru/sorunlarına değişik okuma imkânı sağlıyor. İki boyut yüzey üzerinde, deforme olmuş nesneler, bize artık arka planı (The Backgroud ) göstermeli… Yüzeyden sonra ki “gerçek” yaşam alanlarında, yani mekân içinde, yer kaplayıp, dokunulası ve yaşanılası görünümlerini, hiçbir zaman ulaşılamayacak ve kullanılamayacak bir gerçek dışılığa dönüştürmeliydiler.

“Gerçek dışı”nın, “gerçek” ile yüzleşmesi belki de!

Nesnenin yüzeyden uzaklaşıp, kendini renk ve biçimle, üç boyutlu olarak anlamlandırması da diyebiliriz. “Gerçek yaşam”ın içine doğrudan girip ve burada yer edinerek, “gerçek dışı”nı en doğal şekliyle gösterme çabası…

Bugüne kadar sergilerinin peşi sıra giden sadık bir izleyici olarak çıkarımım: resim dilini kategorize etmekten ziyade, yüzeyde kullandığı her bir elemanın “yaşam bunalımları”na yoğunlaştığını bilerek,  sanatçıyı keşfetmeye çıkmanın gerekliliğidir. Çünkü “soyut, “soyutlama” ya da “figür” gibi geleneksel kategorilerden daha çok “neyi, nasıl?” anladığımız ve yaşama yeniden ulaşmak için de sanatçının aynı şekilde “neyi, nasıl?” kullandığının şifrelerini çözebilmek, sanırım daha önemli! Bu aşamada akla şöyle bir soru gelebilir: “Nihat Kemankaşlı’nın resminde esas aranılan anlam mıdır?” Yaşama ait kullandığı tüm nesneler ulaşmak istediği düşünce boyutuna geçmesi, imgelendirebilmesi, için bir araçtır. Turgay Kantürk haklı olarak sanatçının “kendi figüratif anlayışını” yaratmaya çalıştığından söz açar. Böylece kendini “dekoratif kıskaçtan” kurtarır. Özgünlüğüne makro nesnelerinin aracılığıyla, ayrıcalıklı ve düşüncesini apaçık ortaya koyabilen bir sanatçı portresi çizerek ulaşır.

Düşünceyi çerçevelenip kalıplaşmış anlamların ötesine taşır. Özgürleştirir. Hür bırakır. Resimde her nesne kendi başına karar verme yetisini kullanır! Nesneler denetlenemez! Engellenemez! Çünkü hepsi aslında ressamın yaşamda rutin gibi görünen doğum-ölüm arasına sıkışıp kalan süreçte, yüzeyin özgürleşme alanıdır. Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya veya davranışa bağlı kalmaksızın kendi başınalığıyla bir hesaplaşma işidir yüzeyleri. Bu nedenle,  nesneleri doğadan bazen bir bütün halinde, bazen de parçalayarak çözümlemek için çekip çıkarır. Her bir nesneyi tuvalde makro düzeyde irdelediğini düşünüp, doğayı ve yaşam gereçlerimizi, resmine taşıdığını söylemek mümkündür.

Şüphesiz tüm bu saydıklarım, sanatçının, genel sorunu ve tavrı olmakla birlikte resim için kaçınılmaz etkilenmedir. Heykeller için de aynı sözcükleri seçerek buraya yazmak gerekli sanırım. Doğa, yaşam ve etrafımızı çevreleyen her bir gerecin Kemankaşlı’nın isteminde üstlendikleri rolün majör halleri…

Nihat Kemankaşlı’nın heykelleriyle birlikte duvarlarda bizi gözetleyen resimleri ise, “Balkon” “Yatak Odası” ve “Mahalle” kavramlı işlerinden oluşan bir seçki halinde sunuluyor.

 

Nihat Kemankaşlı “The Backgroud” Resim-Heykel Sergisi

Galeri Siyah Beyaz / Ankara

(19 Aralık 2014 – 12 Ocak 2015)

“Uçak” 2 m. kanat açıklığıda yine 150 cm kadar. resimlerde gönderdiğim uçak gibi renkli boyanıyor. duvara monte edilecek. Koltuklar yine 170 cm yüksekliğinde bisiklet 235 cm boyama aşamasında renkli oluyor. Fotolarda gördüğün “Tekne” yine boya aşamasında. Heykeller Metal üzerine boya kullanıldı.