All Posts By

Nihat Kemankaşlı

Resimde ironiyi seviyorum, hepsi bu…

Resimde ironiyi seviyorum, hepsi bu…

Kemankaşlı’nın resimlerinde, tam kendimizi, çok renkli bir rüya aleminin içinde hissederken, birden; kendi kendimize, gerçek hayatta mıydık ? yoksa sürreal bir dünyada mıyız ? diyebiliyoruz. “Resimlerimin masal’ı çağrıştırdığı doğrudur. Çünkü masallarda ironiktir. Matematiksel kompozisyonu kurup, bu ironiyi oluştururken, mutlaka bir hikaye oluşmaktadır. Ancak anlam bakımından, kullandığım nesneler, biçimler ve figürler yaşamın içindedirler, aynı zamanda yaşamdan uzak, tek başlarına yaşama dahil olmaya çalışmaktadırlar” diyen Nihat Kemankaşlı ile 17.09.2021 – 16.10.2021 tarihleri arasında Galeri Siyah Beyaz’da gerçekleşen “I’M NİHAT KEMANKAŞLI isimli sergisini ve sanat hayatını konuştuk.

  • Tane DOĞAN

Sizinle daha önceden çalışma fırsatı bulmuş biri olarak işinizde ne kadar disiplinli olduğunuzu ve tüm gününüzü hatta sanatınızı icra edeceğiniz zamanları bile önceden programladığınızı biliyorum. O yüzden şahsi bir merakımla başlayacağım sorulara: Yaşanan pandemi süreci bu sizin çok etkileyici bulduğum disiplinli çalışma düzeninizi sekteye uğrattı mı ya da yaratım sürecinizi olumlu ya da olumsuz yönde etkiledi mi?

Sanatın merkezinde olan bir kavramdır disiplin. Olmazsa olmaz. Dışarıdan bakıldığında sanat ile uğraşan, icra eden insanların eğlenceli bir uğraş içinde oldukları düşünülse de gerçek böyle değildir. Sanat ile uğraşmak çok ciddi anlamda disiplin gerektirir. Bu yaptığınız işe karşı olana saygıdan da kaynaklanmaktadır. Pandemi dönemi elbette ev ve atölyeye kapandığımız, aslında mecburen hapsolduğumuz çok zorlu bir dönemdi. Tahmin ediyorum ki birçok sanatçı da olduğu gibi benim de üretkenliğimin arttığı bir zaman dilimiydi diyebilirim. Bu sergi öncesi tüm iş’leri tekrar ele aldığım; zaman kısıtlamasının olmadığı verimli bir süreçti.

Primitif denilebilecek geometrilerle başlayan sanat serüveninizin şu anda dünyanın tüm parlak renklerini ve gündelik eşyalarını kanatlarınızın altına aldığına şahit oluyoruz. Eserleriniz retrospektif olarak değerlendirildiğinde Hacettepe Üniversitesi’ndeki öğrencilik yıllarınızdan başlayarak günümüze kadarki sanat yolculuğunuzu dönemlere ayırabilmek ya da kırılma noktalarını ne olduğunu anlayabilmek mümkün mü?

 

Bu soruya, öğrencilik yıllarımdan kalan bir anımı anlatarak başlamak isterim. GSF Resim Bölümü öğrenciliğimin ilk yıllarından itibaren renk benim için vaz geçilmezdi. O yıllarda boya ve malzeme almakta zorlandığımdan, kâğıt üzerine yaptığım resimleri fon kartonlarına yapardım. Çünkü tüm yüzeyi boyamaya gerek yoktu ve böylece boyadan tasarruf ederdim. O dönemde fon kartonlarını Ankara Tandoğan da ki küçük, gariban bir kırtasiyeden alırdım. Artık ne kadar çok fon kartonu aldıysam bir gün kırtasiyeci bana: İtiraf da bulunacağım, sayende fon kartonu satışından çok iyi para kazandım teşekkür ederim dedi. O boyalı düz yüzey kartonlar benim renkli resim anlayışımın temelini oluşturdular.
İlk yıllar evet daha primitif ve daha minimal nesne- biçim anlayışında resimler yaptım. Sanırım bu 2010 yıllarına kadar devam etti. 2010 yılında Berlinart Projects’de gerçekleştirdiğim solo sergimin hazırlıklarında resimlerime figür- nesne ilişkisi mekânsal sorgulamayla dahil oldular. Çözümlemelerim yüzey resminden yavaş yavaş uzaklaşıp, mekânsal kompozisyonlara doğru yöneldi. Daha sonraki yıllar da kompozisyona kattığım biçim ve şekillerin içine peyzajlar, natürmortlar, stilize edilmiş doğa çağrışımlarının girdiğine tanık oldum ve olmaktayım. Bu doğrultuda sanatçı olarak, kendi işlerimde, varsa değişimi, keskin dönemlere ayırmayı pek doğru bulmuyorum. Bu işi belki bir gün sanat tarihçiler yaparlar.

Eserlerinizde bazen perspektifleriyle bazen ise formlarıyla hamur gibi oynadığınız balkon, yatak odası, mahalle gibi mekanlar bulunmakta; bu mekanlar kimi zaman 1/1 ölçekleriyle gerçeğe çok yakın bir halde karşımızdayken kimi zaman ise farklı yönlere vuran gölgeleriyle gerçeklikten bizi uzaklaştırmaktalar. Tam kendimizi, çok renkli bir rüya aleminin içinde hissederken, birden; kendi kendimize, gerçek hayatta mıydık ? yoksa sürreal bir dünyada mıyız ? diyebiliyoruz. Yarattığınız bu çok renkli hikâyeyi siz nasıl tanımlarsınız? Sürreal bir dünyada mıyız yoksa hala gerçek hayatta mı?

Bu sorunuza kısa ve öz cevap vermek istiyorum. Resimde ironiyi seviyorum; hepsi bu. Resimlerim de kurguladığım hikayeler üzerine açıkçası konuşabileceğim bir şey yok; matematiksel bir kurgu içinde oluşan bu tarz resimlerde, soyutlamalarda, ki özellikle soyutlama diyorum soyut değiller, gündelik hayattan nesne ve biçimleri çok net gördüğümüzden, anlatılmak istenilen yaşamsal kaygı, resme bakanın gözünde anlam kazanmalıdır. Ne anlatıyorsun sorusuna cevabım: Hiçbir şeydir. Sürreal bir dünyada mıyız yoksa hala gerçek hayatta mı? Sanırım gerçek hayatın içinde, sürreal bir dünya hayal ediyorum.

Yıllar önce bana anlattığınız bir hikâyede öğrencilik yıllarınızdaki bir yıl sonu değerlendirme sınavından bahsetmiştiniz. Çok resim yaptığınızı hocanızın ise bunlardan sadece bir tanesini onlar için yapıldığını geri kalan hepsini kendiniz için yaptığınız söylemişti size. Anlattığınız bu hikâyeden yola çıkarak bir şey sormak istiyorum; o günden bu yana eminim yüzlerce eser ürettiniz onlarca sergi açtınız. O zamanlar böyle bir coşku ve üretkenlikle bu yola çıkmanın size geri dönüşü nasıl oldu ya da mükafatı neydi?
Galiba 3. yıl sonu sınavıydı. Çok değerli hocam, Prof. Veysel Günay, asistanları ile birlikte atölyemizde iş’lerimizi değerlendiriyordu. O yıl hem okul atölyesinde hem de evimde o kadar çok büyük boyutlu resim yapmışım ki, resimleri ev den nakliye tutarak getirmek zorunda kalmıştım. Bilindiği üzere atölye hocaları, okul atölyelerinde canlı model’den boya ya da mekânsal boyamaları öğrencilerden ister; önce bu tarz gerçekçi iş’leri yapın sonra kendi tarzınızı bulursunuz diye serzenişte bulunurlardı. İlk yılımdan itibaren benim çok iş ürettiğimi gören Veysel hocamız bana: sen ne istersen onu yap, seni serbest bırakıyorum demişti. Bu benim önümü açan, kısıtlamayı kaldıran ve özgür bırakan en önemli bir güçtü. Elbet modelden boya çalışmalarını evimde yapıyordum ve o yıl özellikle küçük ebatlı 30 x 40 cm 3 adet canlı modelden gerçekçi yapılmış tuvali duvara astım. Veysel hocamız benim işlerim üzerine “yine herkesten çok çalışmışsın, aferin” dedikten sonra kendisine “hocam hemen arkanızda ki duvarda ki 3 resim de benim” dedim. Asistanları ile resimlere dönen Veysel hocamız tamam der gibi kafasını salladı. Ancak asistanlarından biri Veysel hocaya: Eleştirel bir söylem ile “Hocam bu 3 resim ile diğer resimler birbirinden çok ayrı tarz” dedi. Veysel hoca asistanına dönüp: “Sen herhâlde Nihat’ı tanımıyorsun, bu 3 realist resmi bizim için yapmış, diğerlerini de kendisi için” deyip, teşekkür etti. Yıllar sonra Veysel hocamız ile bu anımı paylaştığımda çok mutlu olmuş, bunu mutlaka yazılı olarak anlat demişti. Hayatımda önümü açan iki insandan biri babam, resim bölümüne girmem ve eğitimim için maddi manevi fazlasıyla destekleyen, ikincisi de çok değerli sanatçı kişiliği yanında, çok iyi bir sanat eğitimcisi olan, üniversitede geçirdiğim yıllar boyunca bana özgürlük alanımı sonsuz açan ve hep bana güvenen Prof. Veysel Günay’dır.
Elbet bu üretkenlik, birazda anarşist duruş, sonra ki yıllarda başarılı ve etkili sergiler açmamı sağlamıştır diye düşünmekteyim.

Evet sanatınızı ironik olarak değerlendiren sanat eleştirmenleri var. Aslında bu kadar net ve yalın bir anlatımın içinde bu ironiyi yapabilmek çok da basit olmasa gerek. Çünkü vurguyu bazen tek bir karyola, tek bir sandalye veya tek bir uçak resmederek yapabiliyorsunuz. Bu ironiyi yaratmadan önce Nihat Kemankaşlı’nın düşündüğü veya tasarladığı bir hikâye oluyor mu? Bunu sormamın sebebi sizin eserlerinizin bana hep bir masalı çağrıştırıyor olması. Nedense böyle bir hayalim var. Sizin eserlerinizin masal haline geldiği bir kitap.

Aslında çok doğru bir saptama yapmışsınız, resimlerimin masal’ı çağrıştırdığı doğrudur. Çünkü masallarda ironiktir. Matematiksel kompozisyonu kurup, bu ironiyi oluştururken, mutlaka bir hikaye oluşmaktadır. Ancak anlam bakımından, kullandığım nesneler, biçimler ve figürler yaşamın içindedirler, aynı zamanda yaşamdan uzak tek başlarına yaşama dahil olmaya çalışmaktadırlar. Sonuçta bu durum, mutlaka bir hikaye ile sonuçlanır. Ama her zaman söylediğim gibi hiç zaman bir hikaye oluşturma çabasında olmadım. Her zaman, yaşamın ve yaşamsal birikimlerin, güncel izlerinin gözlemlenmesini istedim. Yaşam alanım içinde kaybolup gitmeyen, yaşama dair her oluşum, soyut değil; soyutlama ile kendini göstermeli resimlerimde. Bu yaklaşım, ironiyi yaratmadan önce, bir hikaye etrafında mutlaka şekilleniyordur. Kim bilir, belki de resimlerimin isimlerinde saklıdır nasıl bir hikaye bu…

Bir röportajınızda “Teknik hiç önemsemediğim bir olgu” demişsiniz. Hatta ekleyerek güçlü teknikten kaçtığınızı belirtmişsiniz. Sizce teknik güçlendikçe anlam azalıyor mu?

 

Kesinlikle teknik hiç önemsemediğim bir olgu. Resimlerime dikkatli, hatta yakından bakıldığında boyamalarımın son derece düzensiz ve altlarında ilk taslak çizgilerin bile hala duruyor olduğu görülür. Güçlü teknikten uzak ‘zayıf teknik’ boyamalarımın sebebi, ya da dediğim gibi hiç üzerinde durmuyor olmam, içimdeki resim yapma enerjisine hakim olamadığım çocuğun dışavurumu sadece…Elbet bu şekilde düşünüp, davranırken, teknik anlamda yapılmış işleri yadsımıyorum. Teknik güçlendikçe anlam azalıyor mu ? sorunuza gelince, anlam elbet azalmaz ama, teknik ile beraber ne kadar çok yetenek devreye girerse çocuk naifliğinizde o kadar sizden uzaklaşır. Bu sorunuzun cevabını, Prof. Zafer Gençaydın hocamızın öğrencilik yıllarımızda bize söylediği bir söz ile bitireyim. “SANAT, yetenek işi değil, AKIL işidir.”

Biraz da yeni serginiz I’M NİHAT KEMANKAŞLI’dan bahsetmenizi çok isterim.  İddialı bir isme sahip olan serginiz 17 Eylül 2021’de Ankara Galeri Siyah Beyaz’da açılacak. Serginizde takipçilerinizi neler bekliyor?

Bu sergimde, yaklaşık 5 yıldır üzerlerinde çalıştığım büyük ve küçük ebatlı 21 adet resmim sergilenecek. Bunların içinde, Türkiye de hiç sergilenmemiş 2010 yılında Berlin’de sergilediğim benim için çok özel, sadece 4 adet yaptığım “playboy” isimli resimlerimde görülebilecek. Sergimin ismini I’M NİHAT KEMANKAŞLI koymamın açıkçası özel bir nedeni yok. Sergi atmosferinde biraz ego, biraz özgüven hissi, iyi olur diye düşündüm. Şaka bir yana; bu yaşıma kadar cesaret edip, bazı egosu yüksek sanatçılar gibi, konuşurlarken, isimlerinin önüne koydukları BEN’İ sergimin adına vererek, resimlerimdeki ironik yaklaşım ile bütünleştirmek istedim.

Nihat Kemankaşlı – “The Background” İstanbul Art News 2014

“The Background”

Dilek Karaaziz Şener

dsener@hacettepe.edu.tr

Nihat Kemankaşlı’nın “The Background” adlı yeni sergisi Ankara Siyah/Beyaz Sanat Galerisi’nde, 19 Aralık günü açılıyor. Sergi, bugüne kadar alıştığımız “pentür kimliğine” bir yeniliği ekliyor: Heykeller. Bu yeni serüven sanatçı için “form/beden”, yontma veya ekleyerek varetme işi olarak yorumlanabilir. Görünen şu ki, Kemankaşlı, sert bir malzemeyi (metal) yüzeylerindeki figürlerine, arka planda eşlik eden elemanlar arasından seçtikleriyle modelleyip, şekillendirmiştir.  Diyebiliriz ki, tuvalde devleşen boyutlarıyla, izleyiciye, devamlı sorgulayan bakışlarla karşılayan figürlerin arka planındaki elmanlar üç boyutlu halleriyle daha da görünür hale gelmiş. Figür ve nesneler mekana taşma eyleminde sanatçının yaşamı daha da görünür kılma isteminin bulunduğunu belirtmeliyim. Resimlerde yaşamdan bilinçli seçilen her bir nesne, artık varoluş serüvenini, heykellerle birlikte yeni bir boyuta geçiriyor. İşte bu noktada, sanatçının resim ve heykelleri için bir okuma yordamı geliştirmek için daha yakından bakmak gerekiyor serginin alt satırlarına… Bakışın odağına heykelleri koyduğumuzda, pentürden fırlayan formlar olmanın dışında belli bir anlama meyil veren halleriyle yakınlaşıyoruz sergiye.

Öncelikle, metal üzeri boyama heykeller, 2000 yılından beri hep pentür ringinde saf tutan sanatçıya “neden heykel?” soru, apaçık, izleyici tarafından soruluyor. Şöyle düşünelim: eğer izleyici olarak bir ressam kimliğinde olsaydınız ve sorununuz “yaşamın ve yaşamsal birikimlerin izlerinin gözlemlenmesi”ni istemek gibi, ciddi bir gaileyi, resminizin temeline yerleştirseydi,cevabınız, tıpkı Kemankaşlı’nın dediği gibi; “neden olmasın?!” olacaktı. Bundan eminim!  Evet, neden heykel olmasın?!

Nesne ve varlıkların yaşamımızdaki yerinin üzerine yoğunlaşmak sonuçta arka plandan çekilip daha görünür hale gelmelerini sağlar. Nesneler büyüdükçe yaşamın içindeki anlamı görünür hale gelir. Kemankaşlı için, “görünürlük” kavramında önemli bir anlam mevcuttur.  Kalabalıklardan arınmış kendi kimliğiyle ortada salınıp izleyicinin gözüne gözüne “ben buradayım!” diyebilen ve her bir formuyla kendini yeniden var eden heykel ve resimleri, bir arada, aynı mekânda buluşturma cesaretiyle karşımıza çıkıyor. Nesne ve varlıkların yaşamımızdaki yerinin önemi üzerine yoğunlaşıyor. Figür ve nesneler kalabalıktan uzak ve mümkün olduğu kadar net ve yalın olmalıydı. Yaşam alanı içinde kaybolup gitmeyen, yaşama dair her oluşum, soyut değildir. Onun anlatımıyla, soyutlama ile kendini gösterdi. Tuvalde, ifade edilen her şey, yalıtılmış bir biçimde yer aldı. Şunu açıkça biliyoruz ki: “Teknik”  hiç önemsemediği bir olgu… Her defasında da “güçlü teknik”den uzak, “zayıf teknik” boyamaları tercihiyle karşımıza çıktı, sanatçı.  Nedeni ise, içindeki, resim yapma enerjisine söz geçiremediği, çocuğun dışa vurumuydu…

“Estetik referanslar”a gerek var mı? Böylesi bir yaklaşım yazının seyrinde kolaycı bir yönelme olur. Ancak, bazı ipuçları aramak gerekir. Çünkü Kemankaşlı’nın resimlerinde hep üzerinde durduğu açık-seçik referansların onun kendi dilini var etmeye çalıştığı edebi söylemiyle örtüşür. Biçime ve duyguya karşılık net tavır: kendi kimliğiyle sözünü sakınmadan söyleyen pentür! Renk dışında -ki oldukça vurucu ve de geniş yüzeyler halinde kompozisyona dâhil olur- her türlü detay ve karmaşıklıktan uzak, sadeliğin ön plana çıktığı, savunulduğu yüzeyler yaratır. Aynı durum heykeller için de geçerlidir. Nesnenin sadece nesne olma özelliğine dikkat çekilir. Renkle bu anlayışın temeline yerleşen “farkındalık” durumu belirginleşir. Metalden işlenen geometrik unsurlar belli bir formu oluşturmak için kompoze edilir. Böylece tıpkı resimlerinde olduğu gibi, yalınlığın söz konusu olduğu, rengin de bu tavır içinde belirleyici ve vurucu hallerinin benimsendiği estetik biçim kavramını geliştirmiştir.  Kısaca ne hikâye ne de dolaylı, karmaşık, çetrefil ve tüm bunlarla iyice birbirine dolanan anlatım biçiminden uzak “minimal” bir anlayışın şeffaf duruşları sergilenir.

Görülüyor ki, sanatçı, metal üzeri boyamalarında da yıllardır resimlerinde izlediği yoldan sapmıyor.  Aradaki fark ise, bu sefer nesneleri direkt yaşam alanımıza yerleştirmek, görünür kılmak, mekânda daha doğrusu farklı bir cephede sanata ve yaşama dair soru/sorunlarına değişik okuma imkânı sağlıyor. İki boyut yüzey üzerinde, deforme olmuş nesneler, bize artık arka planı (The Backgroud ) göstermeli… Yüzeyden sonra ki “gerçek” yaşam alanlarında, yani mekân içinde, yer kaplayıp, dokunulası ve yaşanılası görünümlerini, hiçbir zaman ulaşılamayacak ve kullanılamayacak bir gerçek dışılığa dönüştürmeliydiler.

“Gerçek dışı”nın, “gerçek” ile yüzleşmesi belki de!

Nesnenin yüzeyden uzaklaşıp, kendini renk ve biçimle, üç boyutlu olarak anlamlandırması da diyebiliriz. “Gerçek yaşam”ın içine doğrudan girip ve burada yer edinerek, “gerçek dışı”nı en doğal şekliyle gösterme çabası…

Bugüne kadar sergilerinin peşi sıra giden sadık bir izleyici olarak çıkarımım: resim dilini kategorize etmekten ziyade, yüzeyde kullandığı her bir elemanın “yaşam bunalımları”na yoğunlaştığını bilerek,  sanatçıyı keşfetmeye çıkmanın gerekliliğidir. Çünkü “soyut, “soyutlama” ya da “figür” gibi geleneksel kategorilerden daha çok “neyi, nasıl?” anladığımız ve yaşama yeniden ulaşmak için de sanatçının aynı şekilde “neyi, nasıl?” kullandığının şifrelerini çözebilmek, sanırım daha önemli! Bu aşamada akla şöyle bir soru gelebilir: “Nihat Kemankaşlı’nın resminde esas aranılan anlam mıdır?” Yaşama ait kullandığı tüm nesneler ulaşmak istediği düşünce boyutuna geçmesi, imgelendirebilmesi, için bir araçtır. Turgay Kantürk haklı olarak sanatçının “kendi figüratif anlayışını” yaratmaya çalıştığından söz açar. Böylece kendini “dekoratif kıskaçtan” kurtarır. Özgünlüğüne makro nesnelerinin aracılığıyla, ayrıcalıklı ve düşüncesini apaçık ortaya koyabilen bir sanatçı portresi çizerek ulaşır.

Düşünceyi çerçevelenip kalıplaşmış anlamların ötesine taşır. Özgürleştirir. Hür bırakır. Resimde her nesne kendi başına karar verme yetisini kullanır! Nesneler denetlenemez! Engellenemez! Çünkü hepsi aslında ressamın yaşamda rutin gibi görünen doğum-ölüm arasına sıkışıp kalan süreçte, yüzeyin özgürleşme alanıdır. Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya veya davranışa bağlı kalmaksızın kendi başınalığıyla bir hesaplaşma işidir yüzeyleri. Bu nedenle,  nesneleri doğadan bazen bir bütün halinde, bazen de parçalayarak çözümlemek için çekip çıkarır. Her bir nesneyi tuvalde makro düzeyde irdelediğini düşünüp, doğayı ve yaşam gereçlerimizi, resmine taşıdığını söylemek mümkündür.

Şüphesiz tüm bu saydıklarım, sanatçının, genel sorunu ve tavrı olmakla birlikte resim için kaçınılmaz etkilenmedir. Heykeller için de aynı sözcükleri seçerek buraya yazmak gerekli sanırım. Doğa, yaşam ve etrafımızı çevreleyen her bir gerecin Kemankaşlı’nın isteminde üstlendikleri rolün majör halleri…

Nihat Kemankaşlı’nın heykelleriyle birlikte duvarlarda bizi gözetleyen resimleri ise, “Balkon” “Yatak Odası” ve “Mahalle” kavramlı işlerinden oluşan bir seçki halinde sunuluyor.

 

Nihat Kemankaşlı “The Backgroud” Resim-Heykel Sergisi

Galeri Siyah Beyaz / Ankara

(19 Aralık 2014 – 12 Ocak 2015)

“Uçak” 2 m. kanat açıklığıda yine 150 cm kadar. resimlerde gönderdiğim uçak gibi renkli boyanıyor. duvara monte edilecek. Koltuklar yine 170 cm yüksekliğinde bisiklet 235 cm boyama aşamasında renkli oluyor. Fotolarda gördüğün “Tekne” yine boya aşamasında. Heykeller Metal üzerine boya kullanıldı.

Nihat Kemankaşlı (Ana Wright – NY Magazin 2010)

Nihat Kemankaşlı akrilik ve yağlı boya resimlerinde ve görsel yorumlarında, yanıltıcı bir biçimde çocuksuluk ve büyüleyici bir mizah  detaylarını cesur ve canlı bir şekilde kullanmıştır. Resimleri bir nevi ışıklandırılmış bir empresyonizmi simgelemekte; canlı nüanslar ile dolu bir paletin eşliğinde, ışığı ve hareketi alışagelmeyen bir etkiyle yakalıyor. Kemankaşlı geometrik ve matematiksel şekilleri manipüle ederek bir an için sürreal ama özünde gerçeğe çok yakın imgeler yaratıyor. Onun eserleri büyüleyici bir realizim yaratarak, canlı karakterleri, kıvrımlı alanları ve tuvalin sınırları tarafından hapsedilmeyen ve içinde barınamayan bir enerji ve renklerle dolu bir dünyayı çağrıştırıyor. Kemankaşlı nın imgeleri sürekli hareket halinde, hayatı yaşıyor ve sanat severlerin gözü önünde dans ediyorlar. Çok renkli paletler Nihat Kemankaşlı nın çalışmalarının içine işliyor ve burada öykü ile figüratif arasındaki farklılık bulanarak gerçek ile sürreal bir bütün oluşturuyor. Kemankaşlı nın resimlerindeki coşkulu ve dürüst sanatı, kişisel ilişkiler ve sevgi gibi konuları gündeme taşıyarak tartışmaya yer vermektedir. Kemankaşlı nın enerjisi ve canlılığı ve de çalışmalarının keşifci doğası sayesende, sanatın toplumdaki yeri sonunda bir yer bulmuştur.
Kemankaşlı sanatında, ressamsal hareketlerini elle tutulabilecek bir şeye çevirirken, aynı zamanda da tuvalin üzerinde son derece merak edici bir akıcılık yansıtıyor. Bunu gören sanat severler, dokunup hissetme arzularını kontrol edemiyorlar.
Çalışmalarını sezgisel canlı ve özgür bir ruhla manipüle ederken, eğlenceli şekil ve çizgilerden oluşan, hayali ve naif bir dünya yaratıyor. Kullandığı objeler klasisizmi yansıtıp, sıcak kaygılı ve ekzantrik bir atmosferi bizlere gösteriyor.