Kemankaşlı Resmi Üzerine (Turgay Kantürk)

‘90’lı yılların başından bu yana, yüzey resminin problemlerini çözememiş ve üstüne üstlük bir de figür resmiyle sentez oluşturmaya çalışan, boya anlayışıyla da soyut dışavurumculara dahil edilen garip bir eğilim kol geziyor Türk resminde. Mondrian’dan başlayarak renk, leke ve soyutlamanın doruğa ulaştığı ve dünya geleneğinde Matisse’nin de figüratif-dekoratif katkılarıyla giderek seçkinleşen yüzey resminin, yıllar sonra da olsa, bizde de karşılık bulması kaçınılmazdı. İşte bu noktada 90’lı yılların son çeyreğinde ürünlerini izleme olanağı bulduğum Nihat Kemankaşlı, bence çok doğru bir seçimle – yukarıda bahsettiğim dekoratif katkıyı, yine geometrik biçimlere dönüştürerek, (yani boya resminin figür anlayışını ‘emanet’ almayarak) yüzey resminin kendi figüratif anlayışını yaratmaya çalışarak kendine ayrıcalıklı ve önemli bir yer edindi,’ demiştim sanatçının bir sergisiyle ilgili yazımda. Aradan geçen zaman içinde yanılmadığımı, daha doğrusu Kemankaşlı’nın beni yanıltmadığını gördüm. Sanatçının seçimleri ve yeğleyişleri, bugüne kadar gelen tüm verimleri, sözlerimin hala geçerli olduğunu kanıtlar bir tutarlılık içeriyor. Yalnızca tutarlılıkla kalmayıp, bir duruş halini alıyor bugün. Sanatıçının ısrarlı çabası, yalnızca günümüz galerici, alıcı ve yorumlayıcı algısına teslim olmayan bir tutarlılık olmakla kalmayıp, kendi dünyasını algılama-aktarma çabası da (deyim yerindeyse) dayatmacı bir estetik tutarlılık içeriyor. Kısacası yanılmamaktan gelen haklı bir gurur ve kibir de taşımıyor değilim!

Ama sizi de yanıltmak istemem. Çünkü eninde sonunda bir aracıyım ben; Kemankaşlı’nın resimleri size büyük heyecanlar vaat etmiyor ya da ilk elde öyle görünüyorlar. Onlara baktığınızda heyecanlı öyküler kuramayacak, özlemlerinize ve özlediğiniz-düşlediğiniz rengarenk bir dünya tasarımına yanıt vermeyecek. Ne alımlı figürler, ne de var olmayan düşsel diyarlar görmeyeceksiniz. Sanatçı yalnızca baktığı ve gördüğü biçimleri sizin de yeniden görmenizi ve yeni bir gözle okumanızı istiyor o kadar. Renk ve düzenlemenin yalıtılmış halleri belki de cezbedecektir sizi, istemeseniz de. Ama bir adım sonrasında da yeni okumaya çağırabilir sizi Kemankaşlı’nın çalışmaları: gördüklerinden öte baktıklarını, yeniden düzenleyerek tuvale geçirmek de diyebiliriz bu duruma. Kimi zaman yalınlaştırılmış, indirgenmiş ya da minimal bir ezgi kadar ‘pür’ sayılabilecek işler üretmekten çekinmeyen bir tavır barındırıyor işleri. Kimi zaman da tüm bu saydığımız özellikleri koruyarak oluşturduğu biçimleri bir araya getirmekten çekinmiyor. Birer figür gibi okunmasını (şahsen benim de) talep ettiğim biçimleri yan yana ya da karmaşık(mış) gibi görünen bir düzenle bir araya getirmekten söz ediyorum. Kemankaşlı’yı benzerlerinden ya da farklı olduklarından ayıran en önemli noktaya geliyoruz böylece; resmin ya da resminin en küçük elemanlarından başlayarak bütüne ulaşan, ulaşmayı amaçlayan bir çaba onunki. Günümüz resminin yığın ve yığıntılarından oluşan çizgisel, boyasal ve (ilk elden okunabilir) figüründen ısrarla uzak durmak, diyebiliriz tüm verimlerinin ortak noktasına.

Kemankaşlı gerek tuval, gerek kağıt, gerek de elişi (collage denemez onlara) çalışmalarında, yaşantının ve birikimin indirgenmişliğini yansıtıyor işlerinde. Malzemeyi amaç edinmeyen, ama amacı tuval mekanında sonsuzca sorgulayan bir düzenlemeciyle karşı karşıya olduğumuz gerçeğini değiştirmeyen bir anlayış. Kağıt, boya, kumaş ya da resminin izleğine uyan kimi eşyalar (atlet, t-shirt, kilot, battaniye, çarşaf, perde vs.) eşit bir önem ihtiva eder sanatçının işlerinde. Birçok has sanatçı gibi yaşadığı mekanları (atölye, mahalle, balkon vs.) ya da bu mekanlarda yer kaplayan nesneleri (yatak, sandalye, çekyat, masa gibi) resminin merkezine yerleştirir. Temelde resminin ana izleklerini yaşamından izlenimlere yaslayan sanatçı, durağan sayılabilecek kompozisyonlarına ritmi de ekleyerek, nesne ve varlıkların yaşamımızdaki yerinin önemi üzerinde yoğunlaştığını da söylemeden geçmemek gerek. Ama bu yoğunlaşma az önce sözünü ettiğimiz bir kalabalığı içermez. İçermemesine de özellikle özen gösterir gibidir. Baktığı ya da görmemizi istediği yani bize göstermek istediği her şey (biraz da) yalıtılmış bir biçimde yer bulur kendine tuvalinde.

Soyutlama dememeye özen gösterdiğim anlaşılacaktır, diye umuyorum. Her biri bir puzzele’ın parçalarını anımsatan ve sürekli yer değiştirerek oluşturulduğu sanısını uyandıran geometrik ya da yarı geometrik biçimler, Kemankaşlı resminin figür karşısındaki duruşunu ve kompozisyon kaygılarının açık göstergeleri. Amaç mekan (yani tuval) karşısında bir serüven değil onun resmi. Ne boyanın, ne çizginin, ne de çizgisel bütünü oluşturan desenin serüveni görülmez onun işlerinde. Tuvale geçmeden önce bitirilmiş, yaşanmış, incelenmiş, tüketilmiş ve artık kanıksanmış bir sürecin nesne’leştiğine ve şey’leştiğine tanık oluruz; matematiksel bir yapının kuruluşu ve renkle lekenin oluşturduğu, çizginin de lekeleştiği kompozisyona açılır Kemankaşlı resmi; yani düpedüz bir serüvenin sonuçlarıyla baş başa kalırız…

Asıl serüven sizin için başlıyor; şimdi!

 Turgay KANTÜRK 2011